Ona Bakmak
Ona Bakmak
“Gerçekten zamanda yolculuk yapamazsın.” “Evet, yapabilirim. Bak, biraz önce yine yaptım. Bir saniye önceden geliyorum.” “Ama oraya geri dönemezsin.” “Hayır, çünkü geçmiş hiçbir işe yaramaz.
Bu yüzden geçmişten geleceğe yolculuk yapılır.” Bir dağın tepesinde, rüzgârla konuşan taşlar arasında, yıllardır kimsenin görmediği bir heykel. Yersiz yurtsuz bir heykeltıraş: Mimo. Zincirlerini kırmaya çalışan bir asilzade: Viola.
Ve aralarında İtalya. Taşın, yıldızların ve devrimin ülkesi. 20.
yüzyılın ilk yarısında faşizmin gölgesi, sanatı ve aşkı karartmaya başlamışken iki genç, taşın içine sonsuzluğu oyabilecek bir aşkla birbirine bağlanır. Ona Bakmak, sadece büyük bir aşkın, unutulmuş bir heykelin son sırrına emanet edildiği bir hikâye değil; aynı zamanda bir ülkenin, sanatın ve ruhun yüceliğine yazılmış bir methiye