Külta
Külta
İlk olarak canlarından bir parça olduğum anam ve atamın bir lisan-ı hâli olan şu topraklar, bana haram eylendi. Sonrasında sürme gözlü yârim kendini bana düşman eyledi. Oysa ben, her buluşmak istediğim zamanlarda olduğu gibi yârime baykuş sesi çıkartarak seslendim. O da çok geçmeden ötüşüme kulak verdi de yanıma vardı. Ona, başımdan geçen her şeyi hızlıca ama eksiksiz bir şekilde anlattım. Ve dedim ki: "Beklediğimiz fırsat geldi işte! Ver bana ellerini, kaçıp gidelim buradan uzaklara. Hem fakirlikten hiç çekinme çünkü büyük bir kese dolusu gümüş sikkem var!” O sıralarda ihtimali pek yüksektir ki gözlerim, yıldızlara meydan okurcasına parıl parıldı. Ama o parıltı, yârimin o sevimsiz ve duymak yerine ölmeyi tercih edeceğim bir cevap ile sönüverdi. Cevabı ise şuydu: "Şimdi senin Haşmetli Kağan'ın bizzat kendi elinden aldığın bir ölüm fermanın mı var? Ve benden seninle kaçmamı, gençliğimin açan ilk çiçeklerini her an solmaya karşı hazır tutmamı mı istiyorsun? Hayır! Bu aşkın ötesine kaçar. Elveda eskiyen yârim, sana mutlu yolculuklar!" oldu. Bir kanadım kalmıştı ki yârim onu da yoluverdi bir an olsun şüphe duymadan.
Hâlbuki o nefes olsaydı tek kanatla da uçardı bu can. Bu kısmı yazarken pek çekindiğimi itiraf ediyorum, hayatımda bu kadar cesaretsiz olduğum başka bir an da hatırıma gelmiyor.
Şımarık Kağan; bana sırf gücünü ve hükmünü kanıtlamaya çalışıp, benimle avıyla oynayan bir kartal gibi hunharca oynayıp da düşürdüğü şu hâle bir bak. Hah, bir gün hiç beklemediği bir anda onun karşısına geceden kara çekik gözlerimi iyice çekerek, sert ve haşin bir bakış atarak çıkacağım. Ve diyeceğim ki:
Kovdun kapıdan, ben bacadan geldim.
Şimdi dilen bana, hüküm bugün benim.