Gem Öküzü
Gem Öküzü
Sarı sıcağın altında akşama kadar düven sürüp, savrulan saplardan dökülen taneleri yiyebilmeyi kâr zanneden zavallı hayvanlardı onlar. Öyle ki yıllarca kime çalıştıklarını bilmeden aynı yerde dönüp duracaklar, işleri bittiğinde bir kasaba etlik olarak verileceklerdi…
Kamuda başmüfettiş olan yazar, teşbih sanatının edebî sınırlarını zorlayarak kaleme aldığı eserinde sadece bürokrasiye değil, insana da ayna oluyor: Başkalarının çizdiği yolda yürüyenler, koltukların gölgesinde kaybolan iradeler, sorumluluktan kaçan yöneticiler, dalkavuklar, sürünenler ve nihayetinde çürüyen bir sistem… Hakikat şu ki; iş bilmezlerin karar verdiği, liyakatsizliğin hüküm sürdüğü böylesi bir “çürük düzen”de gerçek kazananlar daima görünmeyen yüzlerdir. “Görünmeyen yüzler”, piyonlarına küçük küçük ihsanlarda bulunurken onlar da aldıkları avantaların hürmetine kendilerinden istenen şeyleri yapmaya gönüllü olurlar.
Gem Öküzü, işte bu gönüllülerin hikâyesidir: "Biraz yesin..." denilerek ağzı serbest bırakılanların, önüne atılan kırıntılara tav olup yönetim kademesinde kendini özgür zannedenlerin hikâyesi...