Yarım Kalmış Cennet
Yarım Kalmış Cennet
Craggy, hayatın ağırlığını doğduğu günden beri içinde taşıyan bir adamdır. İnsanların arasında dolaşsa da hiçbir yere ait değildir; her gün, kendi içinin dar koridorlarında kaybolur. Ölüm, onun için uzak bir ihtimal değil, zaman zaman kapıyı aralayan sakin bir misafirdir. Yaşam ise, yalnızca ertesi güne sarkmış bir alışkanlık. August’la karşılaşması sessiz, beklenmedik, ama içindeki karanlığı yavaş yavaş yerinden oynatan bir temastır. Gün batımının solgun ışığında başlayan o küçük sohbetler, iki yabancının birbirlerinin varlığına alışmasını sağlayan ince bir sızı hâline gelir. August, Craggy’nin yıllardır duymadığı bir sıcaklığın kaynağı olur; Craggy ise August’un içindeki saklı boşluğa bir ayna tutar. Ama Craggy, içinde taşıdığı gerçeği saklamakta ustadır: Zamanı daralmaktadır. Bedenindeki titrek ışık, günbegün sönmektedir. August’un gözlerinde kendine açılan yeni bir yol bulduğunda, o yolun nereye çıktığını da fark eder.
Bu hikâye, kimsenin yüksek sesle söyleyemediği duyguların, bir insanın içinde kopan fırtınaların ve bir başka insanın sessizce tüm o fırtınaları durdurabileceğine olan inancın romanıdır. Craggy & August, aşkın gürültü değil, çoğu zaman bir tür sessizlik olduğunu; hayatın bazen bir güneşin batışıyla çözüldüğünü, bazense bir yıldızın parlayışıyla yeniden kurulduğunu anlatır.