Atina’da Dört Uzun Gün
Atina’da Dört Uzun Gün
“2000 yılının Aralık ayı korkunç anılarla doluydu. Bir öğrenci evinin odasında dört arkadaş birlikte yas tutmayı, bir yası ortaklaştırmayı -belki de beceriksizce- öğreniyorlardı. Bazen Ömer bu ağır havayı dağıtmak için, arkadaşlarına bir nebze de olsa umut verebilmek ve onlara iyi olduğunu göstermek ister gibi bir espri yapıyor veya ortaya komik sayılabilecek bir laf atıyordu. Bunun yarattığı rahatlık hissi çok da uzun sürmüyor, kısa bir zaman sonra Ömer yine gözyaşları içinde bir sigara yakıyor, Beyza mutfağa doğru yürüyüp elinde çaydanlıkla geri içeri geliyor, Şiyar bardakları hemen bir düzene sokuyor, Alp uzanıp kasetleri veya yerde duran kitapları karıştırıyordu. Taziyeye gelenler, durmaksızın içilen sigaralar, birbirinin omzuna, bacağına uzanan ellerle Ömer’in yüzleştiği olağanüstü deneyimin ağırlığından kaçabilmek için normal olan ne varsa yüzlerini ona doğru dönmeye çalışıyorlardı.”
“Atina’da Dört Uzun Gün” 90’ların sonu, 2000’lerin başında İzmir’de bir öğrenci evini paylaşan bir grup insanın yıllar sonra bir tatil için Atina’da bir araya gelişlerini anlatıyor. Alp, Beyza, Şiyar ve Ömer’in kendi kuşağı içindeki birçoklarının yaşadığı duygusal sıkışmanın temsili gibi ele alındığı bu novella, insani ilişkileri odağına alan, politik ağlarla örülmüş arkadaşlığın, gençliğin, arzuların ve hüznün zeminini tuttuğu bir günce gibi.