Son Yürüyenler
Son Yürüyenler
Bir adam, iyiliği yüzünden yalnız kalır. Diğeri, doğruluğu uğruna sessizliğe mahkûm edilir.
Bir kasabanın taş sokaklarından, insanlığın vicdanına doğru uzanan bu yürüyüş; sadece onların değil, hepimizin hikâyesidir.
Son Yürüyenler, yaşadığımız çağın sessiz çığlıklarını taşıyor. Bombaların altında ezilen çocuklar, mezar başlarında ağlayan anneler, ekran başında dua etmeyi yeterli sanan bizler... Erol Kılıç, bu romanda vicdanın en derin dehlizlerine iniyor. Yalnızlığı kader, doğruluğu ceza sayan bir toplumda, gerçekten insan kalabilmenin bedelini sorguluyor.
İsmail’in içe bükülen iyiliğiyle Yahya’nın keskin doğruluğu, günümüzün görmezden gelinen adaletsizlikleriyle buluşuyor. Ve bir salonda başlayan sessiz direniş, insanlığı hatırlatan güçlü bir yürüyüşe dönüşüyor.
"Yürümek bazen sadece adım atmak değildir.
Bazen suskun vicdanlara doğru atılan sessiz bir çığlıktır."
Eğer bugün hâlâ bir yerlerde çocuklar öldürülüyorsa ve biz hâlâ sadece izliyorsak, suskunluk artık bir seçim değil, bir suçtur.
Son Yürüyenler, bu suskunluğa karşı kalpten gelen bir haykırıştır.